Alaçatı

1850'li yıllarda güneyi bataklık olan Alaçatı; zamanın sadrazamının “bataklığı kurutun” buyruğuyla Alaçatı'nın güneyindeki tabii limana ulaşan bir kanal açılır. Ovalardan büyük hendeklerle drenaj sağlanarak, bataklık kurutulur. Açılan kanal daha sonraları gemilerin yanaştığı bir liman büyüklüğüne ulaşır. Bu çalışmaya zamanın ayanı Hacı Memiş Ağa önderlik eder ve adalardan imar işinde çalışmak üzere Rum işçiler getirtir.
Gelen Rum işçiler, Alaçatı limanının 1000m. kuzeyinde yeni Alaçatı'yı inşa ederek yerleşirler. İşleyebilecekleri tarlaları olmadığı için, büyük toprak sahibi Türkler tarlalarını tahsis edip işletmek ve bir süre sonra devretmek koşuluyla Rumlara verirler. Bu bir anlamda, “yap-işlet-devret” modelidir. İşletme sahibi Rumlar Alaçatı'da bağcılığı geliştirirler.

Mülklerini Türklere devretme sırası geldiğinde, tarihe “Postof Olayı” olarak geçen olay yaşanır. Rumlar Türklere mülklerini devretmezler. 1873 yılında Alaçatı'da belediye teşkilatı kurulur. Takriben, 19.yy. da Alaçatı ve çevresinde, Çeşme, Köste, Çiftlik, Ovacık v.s ile birlikte 45.000 kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun kırk bini Rum, geriye kalan beş bini Türk’lerdir.

Günümüzden yüzyıl önce, Alaçatı'dan dış ülkelere şarap ihraç edilmektedir. Alaçatı şarabı dünyanın kaliteli şarapları arasına girer. Bu yüzden Alaçatı kiliselerinin en önemli süsleme figürleri de üzüm salkımlarıdır.
1912 Balkan Savaşı’yla Alaçatı'nın kaderi değişir. Balkanlardaki kargaşadan kaçan, özellikle Yugoslavya, Makedonya bölgelerinden gemi ile Çeşme’ye gelen ilk göçmenler Alaçatı'da iskân edilir. Bu göçmenlerin gelişi, Rumlar arasında panik yaratır ve kısa zaman içinde bölgeyi terk ederler.

Bu kez, 15 Mayıs 1919 'da Yunanlıların İzmir'in, işgalinden sonra, Anadolu içlerine (Uşak, Kütahya, Afyon ve Konya'ya) geçen balkan göçmenlerinin yerini yine Rum göçmenler alır. Büyük Taarruz’un başlaması ve Yunan işgalinin sona ermesi ile bu defa balkan göçmenleri tekrar Alaçatı’ya gelirler (Kasım 1922) ve buradaki Rumlarda adalara dönerler. Bu arada, 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan'da "mübadele anlaşması" imzalanır; bu anlaşma uyarınca İstanbul'daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya'daki Müslümanlar hariç, Yunanistan'da yerleşik Müslümanlar Türkiye'ye, Türkiye'de yerleşik Ortodoks Rumlar da Yunanistan'a göç ettirilerek mübadele edilirler. Böylece Balkan Savaşı yıllarında Alaçatı'ya Kosova'dan ve Bosna'dan gelen Arnavut ve Boşnak göçmenlere Selanik (Karaferya'lı), Kavala (Kınalı ve Karacaova'lı), Girit ve İstanköy'den gelen mübadiller de eklenir. Alaçatı nüfusu 10 yıl gibi kısa bir sürede bir kez daha tamamen değişmiş olur.

Alaçatı Rum’lar zamanında bağcılık ve şarapçılık ile tarihinin parlak bir dönemini yaşar, mübadele sonrası ise Alaçatı’nın zorlu yılları başlar. Balkan’lardan gelen Müslüman Türkler bağcılık ve zeytincilik bilmediklerinden, Alaçatı’daki bağlar sökülüp; yerinde, Selanik göçmenleri tarafından tütüncülük yapılır. Kosova ve Bosna göçmenleri ise bildikleri işi hayvancılığı yaparlar. Tütüncülük ve anason esas olmak üzere, kavun, soğan, diğer sebze ve meyve yetiştiriciliği ile hayvancılık Alaçatı'yı 1980'li yıllara taşıyan ana üretim ve geçim unsurları olmuştur.

Daha sonraları ise tarımsal üretiminin yerini ticaret ve kısmen balıkçılık ve turizm almış olup; bu günlere gelinmiştir.